Çocuk Suçluluğunun Ekonomi Politiği 1: Kapitalizm Öfkeyi, Mafya Güzergâhı Kuruyor

okuma süresi: 7 dk.

Çocuk suçluluğunu giderek daha fazla konuşuyoruz. Öldüren ve öldürülen çocuklar, motosikletli tetikçiler, uyuşturucu kuryeleri… Hepimize, “çocukların elindeki bıçağa, silaha ya da uyuşturucu paketine bak” deniyor. Böylelikle bunların çocuğun eline geçmeden önce hangi yollardan geçmiş olduğu görünmez kılınıyor. Ardından bildik hikâye geliyor: Devletimiz muktedirdir; cezaları artırırsak sorun çözülür, müebbet hapis gerçek bir caydırıcılık yaratır; bunlar zaten çocuk değil, canilerdir; mesele psikolojiktir… Ve nihayet o muhafazakâr ezber: Her şeyin başı ailedir, aile çözüldüğü için bunlar yaşanmaktadır.

Oysa resmî rakamlar bile “kötü çocuklar” hikâyesinden çok daha büyük bir toplumsal kırılmaya işaret ediyor. TÜİK’e göre 2024 yılında güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 612 bin 651’e yükseldi; bunların 202 bin 785’i “suça sürüklenme” nedeniyle kayda geçti. Aynı yıl suça sürüklenme nedeniyle kayda geçen olayların yüzde 40,4’ünde yaralama, yüzde 16,6’sında hırsızlık, yüzde 8,2’sinde ise uyuşturucu kullanma, satma veya satın alma isnadı bulunuyordu. Daha güncel ve daha çarpıcı olan ise suçun örgütlü biçimlerindeki dönüşüm. İçişleri Bakanlığının 2020-2025 dönemini kapsayan çalışmasına göre çocukların uyuşturucu suçlarına karışmasındaki artış yüzde 144,8’e, organize suçlara karışan çocuk sayısındaki artış ise yüzde 236,4’e ulaştı. 2025’te suça sürüklenen çocukların yüzde 71’i 15-17 yaş grubundaydı. Meclis Araştırma Komisyonunun cezaevlerindeki 607 çocukla yaptığı çalışmadan çıkan veriler de sınıfsal açıdan son derece çarpıcıdır. Araştırmaya katılan tutuklu ve hükümlü çocukların yüzde 87,1’i daha önce çalışmış, yüzde 51’i ise okulu bırakmıştır. Çevresinde suç işleyen biri bulunan çocukların oranı yüzde 60,6’ya ulaşmaktadır. Bütün bu veriler bize aynı şeyi söylüyor: Çocuk suçluluğunun düğümlerini çözdüğümüzde vardığımız yerler fabrika, atölye, okuldan kopuş, güvencesiz emek, yoksul haneler ve mahallenin sınıfsal ilişkileridir.

Bu tabloya bakıp ana akım burjuva suç teorileri bize şunu söylüyor: Çocuk suçluluğu ailede, okulda ve akran grupları içinde ortaya çıkan, birbirinden kopuk başarısız toplumsallaşma süreçlerinin sonucudur. Oysa bu yaklaşım, kapitalist toplumsal ilişkileri veri kabul ettiği ölçüde, çocuk suçluluğunu üreten yapısal ilişkileri görünmez kılan bir anlayışın ürünüdür. Merkeze kapitalist toplumsal yeniden üretim süreçlerini aldığımızda ise sorunun kendisi değişir: Türkiye kapitalizmi nasıl bir çocukluk üretiyor?

Kaçış ve döngü

Bugün, yoksul bir mahallede büyüyen, ailesi kirada oturan 15 yaşındaki bir çocuğun önünde çatallanan iki tipik güzergâhı ele alalım. Birincisinde sabah erkenden kalkıp ortacı olduğu tekstil atölyesine gidecek; ustaların tükürüğünden, kül tablasına, tuvaletine kadar her şeyi temizleyecektir. Kimi zaman dayak, kimi zaman taciz…

Yeni yeni filizlenen kişiliği her itirazında tekrar tekrar ezilecek; bütün arzularını ve hayallerini bastırmayı sonsuz bir ceza gibi deneyimleyecektir. Hep boyun eğme…Ve sonra tahammül etmek için tuvalette esrar saracaktır. Eve geldiğinde annesinin işe geç kaldığı için yediği azarı, babasının kirayı denkleştirmek için aldığı borcu dinleyecek ve eli kendisini daha çok uyuşturmaya gidecektir. Ay sonunda aldığı para ona ne bir motosiklet ne bir araba ne de bir tatil imkânı verecek; çoğu zaman evin faturalarını karşılamaya bile yetmeyecektir.

Bir adım ve risk ve kazanç

Diğer yol ise daha riskli ama daha vaatkârdır. İlk başta çok da bir şey değil: bir paketi bir yerden bir yere götürecek, kapalı bir dükkâna başında kask varken kurşun sıkacak ya da birileri birilerinin ayağına sıkarken gözcülük yapacaktır… Ne var ki bunlarda? Hem alternatifi ne?

Tekstil atölyesinin tuvaletinden yükselen kesif koku aklına gelecek ve ilk tercihini yapacaktır.  Hemen şimdi para. Hemen şimdi motosiklet. Hemen şimdi silah. Hemen şimdi insanların senden çekinmesi. Hemen şimdi “abi”lerin seni tanıması. Hem anneme de para götürürüm… Henüz hapishaneyi, sakat kalmayı ya da saklanırken kaldığı evlerde yine tuvaleti kendisinin temizleyeceğini bilmiyordur.

Burada mafyatik ağın vaadi yalnızca para değildir. Ondan daha önemlisi sınıflı toplumun aşağılanmış çocuğuna bir toplumsal konum vaat eder. O yaşta bu konumun, haysiyet namına bir konum olduğunu, bunun ne anlama geldiğini çocuk tabii ki hesaba katmaz; ama aşağılanmaktan kurtulma, görünür olma ve korkulan biri hâline gelme vaadini hisseder. Hollywood’ın artık klişeye dönüşmüş sahnelerinden birinde, suç dünyasına sürüklenmiş siyah genç babasına ‘Ben senin gibi olmayacağım; iyi giyineceğim ve saygı göreceğim’ der. Buradaki arzu yalnızca zenginlik değildir; sınıfsal aşağılanmanın karşısına saygınlık, görünürlük ve korkuyla karışık bir toplumsal tanınma koymaktır.

İçeriden gelen ses önemlidir. Sedat Peker, burjuva ideolojisinin “kötü çevreye kapılan çocuk” dediği şeyin sınıfsal anatomisini çıplak biçimde tarif eder: “…Bir çocuk diyelim ailesinin maddi imkanları yok. Babası ölmüş ya da cezaevine girmiş veya bir sebeple babası ayrılmış. Annesi bir yerde temizliğe gidiyor. Bu çocuk en kötü gecekonduda yaşıyor ve o gecekondunun hemen yanında dev gibi gökdelenler. Gecekondu burada, gökdelen burada ve o çocuğun annesi o gökdelenlerde yaşayan insanlara hizmete gidiyor. Belki annesine kötü davranılıyor, belki gittiği yerlerde cinsel tacize uğruyor. O çocuk gururlu bir çocuk ve ‘Ben nasıl bir adamım’ diyor. ‘O beni doğurdu. Annemi nasıl kurtaramam?’ diyor. İlk eline geçen kolay parayla altına bir araba çekiyor. Yaşıtlarına bakıyor, onlarda daha iyileri var. Hemen onların içine girmek istiyor. Önce biraz para kazanıyor. İşte belki bir süre cezaevinde yatıyor, yaşı küçük olduğu için az yatıyor. Sonra bakıyor altındaki araba, kıyafeti güzelleşiyor. 17-18 yaşında her imkana ulaşıyor. Annesini güzel yaşatmaya çalışıyor. ‘Gerekirse ben genç öleyim ama böyle mutlu öleyim’ diyor…”[1]

Riski çocuklara devretmek

Bu mafyatik ağı özgül bir ‘yasa dışı emek piyasası’ olarak görmemek için de hiçbir neden yoktur. Liberal anlatının yasal ekonomisi ile ‘yasa dışı ekonomi’ burada iç içe geçer; ikisi de aynı sınıflı toplumun emek, risk ve birikim mantığı içerisinde işler. Bu mafyatik ekonominin kendi iş bölümü vardır. En üstte sermayeyi ve uyuşturucu ağını kontrol eden, siparişi veren ve çoğu zaman kilometrelerce uzakta yaşayan aktörler bulunurken, aşağı doğru indikçe operasyonu gerçekleştiren yerel çeteler ve çocuklar devreye girer. Risk aşağı indikçe artar, pay azalır. En dipte ise vurulan, yakalanan ya da hapse giren çocuk vardır. Bu yapı, kapitalist işletmenin belirli özelliklerini ürkütücü biçimde yeniden üretir: hiyerarşi, iş attığıbölümü, performans, ücret, yükselme vaadi ve her şeyden önemlisi ‘riskin aşağıya devredilmesi’.

Mafyatik ağlar gençleri sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları üzerinden buluyor; para, statü ve aidiyet vaat ediyor; şiddet eylemini örgütün merkezinden koparıp deneyimsiz gençlere taşeronlaştırıyor. Kendi risklerini azaltırken çocukların bedenlerini ve özgürlüklerini öne sürüyor. Bu nedenle mafyatik ekonominin on beş yaşındaki tetikçisi, yasa dışı ekonominin en güvencesiz emek gücüdür. İş güvencesi yoktur, hayat güvencesi yoktur, örgütün kârından pay almaz. Kendi bedenini ve özgürlüğünü riske atarken asıl birikimi yukarıdaki yapı gerçekleştirir.

Devşirme Estetiği

Sosyal medya burada tali bir propaganda aracı değil, devşirme estetiğinin mekânıdır. Doğrudan örgütlenme mekanizmasının bir parçasıdır. TikTok’ta, Instagram’da lüks, şiddet ve statü bilinçli biçimde cazip hâle getirilir, para kadar “aidiyet” ve “saygınlık” vaadi de devşirme mekanizması olarak kullanılır. Lüks otomobiller, silahlar, gece hayatı, nakit para ve çete liderlerinin afili yaşamı bir adım uzaktadır.

Çocuk mafyaya katılmadan önce kapitalizmin gösterisine katılmıştır. Meta dünyası herkes için aynı arzuları dolaşıma sokar, fakat bu arzulara ulaşmanın maddi imkânlarını sınıflar arasında eşitsiz biçimde dağıtır. Telefonunun ekranında ona durmadan bir hayat seyrettirilir: havuzlu villa, otomobil, saat, tatil, güzel bedenler, pahalı kıyafetler, sınırsız tüketim. Kapitalizm ona bütün bunları istemesini öğretir; fakat bunlara ulaşabileceği maddi yolları büyük ölçüde kapatır. Mafya tam da bu çatlağa girer.

Kapitalizmin ürettiği arzuyu alır ve ona yasa dışı bir güzergâh açar. Bu güzergâhın sonunda sömüren tarafa geçme hayali vardır. Bir gün o da emir verecek, bir gün o da büyük parsayı götürecektir… Attığı her adımla, kendisinden aşağı gördüklerine bir gün yukarıdakilerden biri olabileceğini fısıldar. Ve elbette çocukların büyük çoğunluğu hiçbir zaman o tarafa geçemez. Hapse girerler. Öldürülürler. Yerlerine başka çocuklar gelir. Gösteride sergilenen hayat örgütün tepesindekilere aittir. Çocuğa düşen ise çoğu zaman o hayat uğruna ölme hakkını seçme özgürlüğüdür.

Ezcümle: çocuğa önce yoksulluk, güvencesizlik ve aşağılanma vaat eden düzen, ardından aynı çocuğun önüne mafyanın sahte yükselme merdivenini koyuyor.

Kapitalizm öfkenin maddi zeminini yaratıyor; o öfkenin neye dönüşeceğini ise onu kimin örgütlediği, hangi kimlik içinde biçimlendirdiği ve hangi stratejiye bağladığı belirliyor.

Bu hattan devam edeceğiz…

 

NOTLAR

[1] https://www.sozcu.com.tr/turkiye-de-afgan-ve-suriyeli-suc-kartelleri-olusacak-p91958